« Önceki |

16/12/2009

OHAL hk...

Değerli Arkadaşlarım,
 
Bir önceki yazımda DTP nin kapatılacağını,bu kapatma sürecini hızlandırmak için Tokat benzeri dramatik olayların devam edeceğini,malum bölgelerde yoklamanın yapıldığını ve bu bölgelerin ''kıvama geldiğinin anlaşıldığını'',bu bölgelerdeki toplu ayaklanma girişimlerinin hız kazanacağını ve buna mukabil kendilerini müdafaadan bıkabilecek Güvenlik Güçlerinin sert tedbirlere başvurabileceğini akabindede sözde müttefiklerimizin Yugoslavya örneğinde olduğu gibi Kürdistan üzerinden sözkonusu bölgelere müdahalede bulunabileceğini ifade etmiş ve çözüm için atılması gereken ilk adımın OHAL olduğunu belirtmiştim.
 
Sözkonusu bölgelerde olayların tırmandığını,git gide içinden çıkılamaz bir hal aldığına herkes tanıkken bir kısım medyanın ''OHALe HAYIR''kampanyası yürüttüğünü görüyoruz.
 
Peki OHAL ne demektir?
 
AMAÇ:

   

Madde 1 - Bu Kanunun amacı,

    a) Tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım,

    b) Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması,

http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/652.html

 

Kanundaki tanımından da anlaşılacağı üzere ''şiddet sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması'' şıkkı OHAL uygulamasını gerektirmektedir.

Ohale anti demokratik olması savıyla karşı çıkanlara,bizim elimizi kolumuz sallaya sallaya İstanbula,Ankaraya gider gibi bir Hakkariye,bir Şırnağa gidemeyişimizin ne anlama geldiği; Ohalin gereksizliğini savunanlara da Ohal uygulamasına geçmek için polisimize,askerimize,bayrağımıza ve ulu önderimizin manevi varlığıuna tecavüzden başka nelerin gerektiği sorulmalıdır.

Ohalin anti demokratik olduğunu savunanlarda artık şiddetin yeşerdiği topraklarda demokrasinin zaten bitemeyeceğini anlamalıdırlar.

İncelendiğinde görülecektirki ''devlet oraya yatırım yapmamış,adamlarda mecburkalıp dağa çıkmışlar''/ ''bu iş askeri ve polisiye önlemlerle çözülmez.''/''Parti kapatmak çözüm değildir'' /''Tokat,Dağlıca vs.tüm eylemler ergenekon tertibidir.'' argümanlarının ortak paydaları Ohale hayırdır.

Çünkü mevcut durumda terörle mücadelenin olmazsa olmaz baş koşulu OHAL dir.Ohale hayır demek,teröre evet demektir.Teröre evet diyenlerin çözüm yollarıda 35.000 evladımızın katili,İmralıdaki dünyanın en pahalı mahkumunun iki dudağının arasından geçmektedir.

Ohalin bir an önce uygulanmasını istemek ve beklemek bu işten yaka silken tüm vatanseverlerin ödevidir.

Türk Silahlı Kuvvetleride bu uygulamayı artık daha aklıbaşında metodlarla dağlara koşulsuz hakim olarak desteklemelidir.

En derin sevgi ve saygılarımla...

Barış AYKUL

15.12.2009

 

 

16/12/2009

Tokat faciası...

Değerli Arkadaşlarım,
 
Bugün Tokatta 7 şehit verdik.Saldırının DTP nin kapatılmasının dillendirilmesinin akabinde cereyan etmesi ve yer olarak Dogu ve Guneydoğu illerinden birinin değil Tokatın seçilmiş olması son derece manidar...
 
Son günlerde sözde DTP nin kapatılma davası,Aponun hücresinin daraltılması vs. gibi nedenler bahane edilerek Güneydoğu illerinde organize edilen  gösteriler,benzerlerini 1992-1993 te gene aynı bölgede yaşadığımız toplu ayaklanma provalarıdır...
 
DTP lilerin fütursuzca ''sine-i millete''dönme tehditlerinde bulunmalarının nedeni,son gösterilerle ''bölgenin istenilen kıvama'' gelmiş olduğunu tespit etmiş olmalarıdır.
 
Peki şimdi neler olacak?
 
Bana göre DTP kesinlikle kapatılacaktır yada partinin kapatılacağını anlayan DTP liler yeni bir kahramanlık gösterisine girişecek ve istifa edeceklerdir.
 
Tokattaki sansasyonel saldırıları farklı şehirlerdeki benzer eylemler takip edecektir.Bunun için gene Doğu ve Güneydoğu dışındaki illerin seçilmesi sürpriz olmayacaktır zira bunun altında yatan,PKK nın ''tüm ülkeyi yangın yerine çeviririm ''şeklindeki bir örtülü meydan okuyuşudur.
 
Örneklerini gördüğümüz ''ayaklanma provaları'' şiddetini arttırarak devam edecektir.Bu durum Kürt-Türk ayrışmasını keskinleştirecek ve ülkeyi bir iç savaş ortamına götürecektir.
 
Bu bağlamda Doğu ve Güneydoğuda sert tedbirlerin alınması beraberinde ''insan hakları'' yaygaraları kopartılmasına yolaçacak ve bütün bu çorapları başından bu yana başımıza saran Emperyalist ülkeler sahneye çıkacaklardır.
 
Bu sahneye çıkışın; benzeri Yugoslavyada görüldüğü üzere Nato (veya ABD)askerlerinin Kuzey Iraktan ülkemizin sözkonusu bölgelerine sevk edilip konuşlandırılması şeklinde olması kendi adıma hiç bir şekilde sürpriz olmayacaktır.
 
Olayların bu silsileyi takip etmemesi için,devletin asker ve sivil ilgili kademelerince alınmış en ufak bir önlemi göremiyor olmam en büyük üzüntü kaynağımdır.
 
Ne yapmalı?
 
PKK nın siyasi kanadı olduğunu en başından beri ilan etmiş DTP nin bugüne kadar ayakta tutulmuş olması zaten bir devlet ayıbıdır.Geç kalınmış bu adımı zamanında neden ve kim tarafından kaldırıldığı anlaşılamayan OHAL uygulamasına geçmek takip etmelidir.
 
Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Aslan Güner,2 yıl önceki Genelkurmay 2.Başkanı,halefinin halefi Orgeneral Ergin Saygunun izinden gitmeyip Başbakanla Amerikaya gidişinde konuşulanları,varsa verilen sözleri,vaatleri halkla paylaşmalıdır.Bu,şüphesizki her dakika temcit pilavı gibi konuşulan ''asimetrik psikolojik harekat''tan daha hayati bir konudur.25 senedir gün başına ortalama 3-4 şehidini toprağa veren bir millet bunun nedenini bilmelidir.
 
Bugüne kadar örtülü olarak 25 yıldır sürdürülen bu kördöğüşü şeffaflaştırılmalı ve yerini artık aklı başında bir mücadeleye terk etmelidir.
 
Son söz:Umuyor ve diliyorumki  yukarıda yazdıklarım benim kişisel hezeyanlarımdır ve gerçeklikten uzaktır....
 
En derin sevgi ve saygılarımla...
 
Barış AYKUL
 
 

16/12/2009

bir rezalette afyondan...

AKP'li başkan Afyon'a Yunan heykeli dikecek

 


ABD-AKP işbirliğiyle başlatılan sözde açılımlara bir yenisi daha eklendi. Afyon Belediye Başkanı Burhanettin Çoban, Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’yu kan gölüne çeviren işgalci Yunan askerlerinin de “şehit” olduğunu savunarak onlar için anıt yaptıracağını söyledi.


Afyon’da Yunan açılımı
Afyon’un AKP’li Belediye Başkanı Çoban, Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’yu kan gölüne
çeviren işgalci Yunan askerlerini şehit ilan ederek onlar için anıt yaptıracağını söyledi


Haber: Önsel ÜNAL
AKP’nin Türkiye’nin geleceğini tehlikeye sokan ve üniter yapısını zedelemeye yönelik sınır tanımaz politikaları, ülkeyi adım adım sonu olmayan sözde açılımlara sürüklüyor. ABD-AKP işbirliğiyle başlatılan ve Başbakan Erdoğan ile hükümet yetkililerinin  “Bedeli ne olursa olsun geri dönüşü yok” diye dillendirdikleri Sözde Ermeni ve Kürt açılımlarına bir yenisi daha eklendi. Başbakan’ın açılımlarından cesaret alan ve hükümetin memuru gibi davranan Vali ve Belediye başkanları da kendi açılımlarını hayata geçirme gayreti içerisine girdi.


İlginç savunma
Trabzon’da Sümela Manastırı’nın turizme katkı sağlayacağı gerekçesiyle ayine açılmasına ışık tutan Vali Recep Kızılcık’ın ardından benzeri bir teklif de Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burhanettin Çoban’dan geldi. Çoban, Afyonkarahisar’ da ölen Yunan askerlerinin şehit olduğunu savunarak onların anısına şehre anıt dikeceğini söyledi. Afyonkarahisar’ da Yunan mezarlarının bulunduğuna dikkat çeken Çoban anıt dikilmesinin ardından burasının ziyaretçilere açılacağını kaydetti.


Büyük bir gaflet
Burhanettin Çoban’ın bu açıklamasına MHP Afyon Milletvekili Abdülkadir Akcan’dan sert tepki geldi. “Bu düşünce sapığından hicap duyuyorum” diyen Akcan, “Afyon onun kafasına kazanı, tencereyi geçirsin de görsün. Belediye Başkanı göstersin bakalım Afyon’da nerede yunan mezarı varmış da oraya anıt dikecekmiş bilelim. Ben bunu duyunca adeta şok oldum. Bu adam ne söylediğini bilmiyor” şeklinde konuştu. Afyon Belediye Başkanı Burhanettin Çoban’ın Kurtuluş Savaşı ile Çanakkale Savaşını aynı kefeye koymak gibi bir gaflet içerisine girdiğinin altını çizen Akcan şöyle konuştu:


Hicap duyuyorum
“Bu, tarihini bilmemek demektir. Yunanlılar Afyon’da Büyük Taarruz’da ev ev kapı kapı işgal yapmış. İşgal sırasında onbinlerce insanı katletmiş evlerini yakıp yıkmıştır. Yeni doğan bebeği bir Yunan askeri havaya atmış, diğer Yunan askeri havada süngüsüne geçirmiştir. Şimdi ben bu tarihimle kan ağlayarak Yunan mezalimini Afyon’un her santimetrekaresinde hissederken, kendisine şehir emanet edilmiş bir düşünce sapığının bu şekilde davranmasından hicap duyuyorum.” Akcan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Atina’da camiye vize vermeyen Yunan için ben niye anıt dikeceğim. Benim atalarımın anıtları orada harabe halinde iken ne münasebetle Yunan’a anıt yapacağım.”


Cumhuriyet Meydanı’ndaki anlamlı anıt
Afyon Cumhuriyet Meydanı’nda kentin   simgesi olan anıt, devrin önemli heykeltıraşları ndan Krippel’in 1934-1936 yılları arasında yaptığı eseridir. 27 Ağustos 1922 tarihinde Kurtuluş Savaşı’nda Afyon’un Yunan saldırısından kurtarılışını ve Türk ordusunun, Yunanlıları tepelediğini
sembolize ediyor.


Özsoy: Bu, çirkin bir tezgahtır
Türkiye Kamu-Sen Afyon İl Temsilcisi Erol Özsoy, Belediye Başkanı Burhanettin Çoban’ın bu girişiminin, önce Afyon sevdası, Kars sevdası, Trabzon sevdası hatta Türkiye sevdası olarak başlayıp sonra eski defterleri karıştırmak için sürdürülen bir tezgah olduğunu söyledi. Özsoy şunları ifade etti:  “Türk halkına her türlü kötülüğü yapan zulmeden haksız yere işgal eden, yakan ve yıkan, öldüren, megola idea diye Kıbrıs’ı kana bulayan bir toplumun anıtını mı dikeceksiniz? Sayın Çoban, sen tarih, coğrafya okumuyor musun, Afyon’un kalkınması, turizmi Yunan anıtına mı kaldı? Projelerinle uğraşsan daha iyi olmaz mı? Yarın Ermeniler de Afyon’da tapu aramaya kalkarlarsa sen onlara da yeni tapular mı çıkaracaksın? Sen kendi işine bak.”

15/12/2009

tuketici sikayeti

Degerli Arkadaslarim,
 
Hangi urunu kullansam hangi mekanda yemek yesem nereden bir hizmet alsam muhakkak altindan cikan yeni bir fiyaskoyla  karsilasiyorum...
Bu tarz olaylarla hic karsilasmayaniniz varsa lutfen ya elimi tutsun,ya bir dua etsin,beni serlerden nasil koruyacaksa oyle yapsin,biktim valla bu islerden...
 
_ _ _ _ _
 
 
 
 
Sayın İlgili,

Üniversite yıllarında tanıştığım Gelik restoranlarının aradan geçen yaklaşık 20 yıllık süre boyunca daimi müşterisi oldum.
Gerek yerli gereksede yabancı misafirlerimi Avrupa yakasında ağırladığım yegane restoran Bakırköydeki ana şubeniz oldu.

12.12.2009 akşamı gene böyle bir yemek için aynı mekanı seçtik.Dile kolay 12 yıl aradan sonra biraraya geleceğim Tunuslu sevgili arkadaşlarıma burada hoşgeldiniz diyecek ve Türk mutfağının leziz tadları eşliğinde güzel bir akşam geçirecektik.
Kuyu kebabı,İskender döner ve Gelik köfte söyledik.Karşılaştığımız tablo tam bir hüsran oldu.
Kuyu kebabı gene idare eder vaziyetteydi ama bedel olarak 20 küsur TL ödediğimiz 2 adet Gelik köfteye ne demeli?
Hele hele tabağın yarısını yoğurdun kapladığı başından sonuna bir karışlık iskendere?

Ha şimdi ha sonra derken 3 gün geçti,belki ''lanet olsun''deyip Gelik defterini kapatacaktımki az önce Tunuslu dostumun yolladığı fotoğraflar o akşamki fiyaskoyu hatırlattı.

Gelik İstanbulun,dünya şehri olmasıyla her zaman her Türkün öğündüğü bir şehrin sembol mekanlarındandır, 3 kuruş fazla para kazanmak uğruna bu tarz mekanları feda etmemek ayrıcalıklı mekan olmanın en basit geleneği ve gereğidir.

Gereğini yapacağınıza olan inancımla bilgilerinizi rica eder,iyi çalışmalar dilerim...

14/12/2009

Osman Pamukoglu...

Sn.Osman Pamukoglu 16. Aralik Carsamba gecesi Kanal D de,Abbas Guclu ile Genc Bakis programinda,universite gencligi onunde ...
 
Acilim safsatasinin milletin asabini gitgide daha cok bozdugu su gunlerde kacirilmamasi gereken bir klasik...
 
izlemeniz ve izlettirmeniz ricasiyla...

14/12/2009

izmirli olmak:))))

 

Ulen, gızları çapkın olduğu için değil ha,
Vatanını çok sevdiği için
İzmirim gavur oldu şimdi biliyonuz mu?
Ulen, hatta İzmirime faşist diyola şimdi,
Neden biliyonuz mu?
Türk bayrağı taşımayan gancıkları taşladıla diye.
Vah vah, ne yapıverem gari.
Sorarım size ulen be akılsızla;
Ne farkı va
Yunana gurşun atmakla
Gancıklara taş atmanın arasında.
O zıman,
Gahpe Yunana gurşun sıkaken de mi faşistti gınalı İzmirim.
Ulen , size lafım şu şimdik:
İzmirim bu;
Gavur da oluu, balık rakıylan
Faşit de oluu, yurduna yan bakılınca gari.
Siz kendinize bakın bee,
Gapitalizmin köpeği olmaktan başka,
Bi bok bilem olımayan göt gafalıla.
Doç. Dr. Uğur Koca

10/12/2009

ABD JUBILESI

bir totogun kaleminden Basbakanin ABD Gezisi:)))) 

 

Savas Süzal
savassuzal@habergazete.com

Erdoğan'ın ABD jübilesi

 

 

Tayyip Erdoğan'ın ABD gezisi son 30 yılda gördüğüm ötekilerden hiçte farklı olmayan bilmem kaçıncı gezi.  Çoğu bu seferki gibi turistik olmaktan öte geçmedi. Bu ziyaret bizim boyalı basının yalaka Alkışlarının aksine, Erdoğan'ın jübilesi gibiydi. Biliyorsunuz futbolcuların sporu bırakmak için düzenlenen jübileleri de anlı şanlı olmasına rağmen genelde içi ve bir sonu işaret eder. Bu ziyarete deneyimli büyükelçimiz  Nabi Sensoy’un istifası da eklenince her şey tam oldu.

Dilerseniz sondan basa gidip önce Büyükelçinin istifasından başlayalım. Nabi Sensoy, Türk Dışişlerinde önemli bir dizi görevde bulunmuş deneyimli bir diplomat. Kendisini 1980’lı yıllarda Şükrü Elekdağ’ın Büyükelçiliği döneminden tanırım. Turgut Özal ile Dünya Bankasındayken tanışmış sonraki yıllarda Dışişleri danışmanı olarak yanında çalışmıştı. 19 yıl önce Beyaz Saray’daki benzeri krizde Özal'ın Dışişleri Bakanı Ali Bozer toplantıya girememiş ve istifa etmişti. Sensoy o olay sırasında Özal'ın özel kalem müdürüydü.

Büyükelçi Sensoy’un sıkıntısı günlük bir olay, günlük bir vaka değil. Daha önce aynı sıkıntıları bir önceki büyükelçi Logolu’da yasamıştı. Sorun, Erdoğan hükümetinin devleti devlet gibi değil aşiret gibi yönetmesinden kaynaklanıyor. Devlette görüşmeler kayıt altına alınır. Kişiler kafalarına göre takılamaz söz veremez. Verdikleri söz belki kendilerini değil ama ulusu bağlar. Bu durum devlet görevlilerini sık sık zor durumlarda bıraktı ve bırakıyor. Ankara’da Başbakanın dış politika da deneyimsiz çeşitli bağlantılı yardımcılarının Washington’daki Büyükelçiliği atlayarak Amerikalı yetkililerle temas kurup bir dizi olay planlaması uzun süredir rahatsızlık yaratıyordu. Büyükelçi Başbakanın ziyareti öncesinde burada görevli gazetecilere düzenlediği bilgilendirme toplantısında dahi bir çok olaydan haberleri olmadığını ima etmişti.

Sensoy’un istifasını Beyaz Saray’da vermesi de dikkat çekici. Sensoy bir program aksaklığı yüzünden istifa etmedi. Belki adı bu olabilir ama gerçek neden bu değil. Bu olay ziyaretle ilgili bardağı taşıran bence son damla. Bir çok konuyu sonradan öğrenen Sensoy, bir anlamda kendi Bakanlığı ile Başbakanlık arasında sıkışıp kaldı.

Bir anlamda hükümet içindeki çatlağı da temsil eden bu durumda kabak gene bir bürokratın başına patladı. AKP’lilerin bürokratları kapıkulu gibi görmeleri de ayrı bir sorun. Başbakanın yanında çalışanlara hitabı ve davranışını en son Sağlık Bakanı ile Meclis Başkanında gördük. Ayrıca kendine hakim olamayıp yaptığı her türlü devlet adamlığından yoksun konuşmalarını düzeltmekte bürokratlara kalıyor. O yıktı, diplomatlar düzeltti. Sensoy ile görüştüm, bu isin ayrıntıları da önümüzdeki günlerde açıklanacak. Ama size su kadarını söyleyebilirim, istifa bir format gibi basit bir gerekçeden kaynaklanmıyor.

Gelelim Erdoğan'ın Washington ziyaretine. Tam bir fiyasko. İçeriği bos parlak yaldızlı sözler, tam bir kandırmaca.
Neden?
Bir kere bu ziyaret hiçbir Amerikan gazetesi ve televizyonunda yer almadı.
Bu ziyarette iki lider ortak basın toplantısı düzenlemedi.
Bu ziyaret sırasında Erdoğan değil Obama istediklerini aldı.
Bu ziyaret sırasında Erdoğan'a eksen kayması konusunda uyarıda bulunuldu
Bu ziyaret sırasında Israil düşmanlığı, Iran konusunda uyarıda bulunuldu.

Bu ziyaret sırasında, insan hakları (özellikle Ergenekon), tele kulak, duruşmalar için uyarıda bulunuldu
Amerikalılar, Ermeni soykırımı için güvence vermedi, Kıbrıs için güvence vermedi, Kandil için güvence vermedi, Ermeni protokolü için güvence vermedi, açılım -  saçılım için, Iran için arabuluculuk için destek olmadı. Ama çok güzel laflar ettiler. Bos laflar.  Karnımız doymuştur.

Basta da söylediğim gibi Erdoğan'ın siyasi yaşamını noktalayacak bir jübileydi bu ziyaret.

Bu tarihi unutmayın ve 2010 yılı başından itibaren Türkiye’deki gelişmeleri yazarak izleyin, göreceksiniz sizi çok şaşırtacak. 

10/Aralık/2009

10/12/2009

rekabet kurulu

Değerli Arkadaslarim,
 
Yazılarımı takip edenler hatırlayacaklardır,geçen yıl beyaz et ureticilerinin aralarında anlaşıp fiyat belirlediklerini,dolayısıyla tüketiciyi mağdur ettiklerini ve bunun rekabet kurulu tarafından incemeye alındığını belirtmiştim,konuyu takip edeceğimide duyurmuştum.
 
Konu nihayet aydınlatıldı ve rekabet kurulu sektörün ilgili firmalarına asagıda detaylarını göreceğiniz cezaları verdi.
 
Rekabet Kuruluna duyarlılıkları nedeniyle teşekkür eder,bu cezaların caydırıcı olmasını ve sanayicilerimizin belki yıllık cirolarından daha fazla ederi olan ''marka değerlerini'' bu tarz ucuz ve gayrıahlaki girişimlerle erozyona uğratmamalarını dileriz...
 
_ _ _ _ _
 
Beyaz et sektörüne büyük ceza!

Rekabet Kurulu, beyaz et sektöründe faaliyet gösteren 9 firmaya, rekabeti sınırlayıcı eylemleri nedeniyle 2008 mali yıl sonunda oluşan gayri safi gelirlerinin takdiren yüzde 0,8'i oranında olmak üzere toplam 27 milyon 568 bin 149,69 lira idari para cezası verdi.

AA

Rekabet ihlalini belirleyici etkisi nedeniyle, Pak Tavuk Gıda San. ve Tic. AŞ'nin Yönetim Kurulu Başkanı ve BESD-BİR Başkanı Zuhal Daştan'a ayrıca 35 bin 227 lira idari para cezası uygulanacak.

Rekabet Kurulu'nun beyaz et sektöründe 27 teşebbüs ve Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği Derneği (BES-BİR) hakkında yürüttüğü soruşturma sonuçlandı. Kurul'un kararı, taraflara bugün iletildi.

Rekabet Kurulu, geçen yıl Ağustos, Eylül ve Aralık'ta aldığı kararlar ile beyaz et sektöründe faaliyet gösteren 27 teşebbüs ve teşebbüs birliği olan BESD-BİR tarafından Rekabet Kanunu'nun ihlal edilip edilmediğinin tespiti için soruşturma başlatmıştı. Soruşturma sonucunda, tespitler ve ilgili tarafların savunmaları, toplanan tüm bilgi ve belgeler ile Soruşturma Raporu, Ek Yazılı Görüş ve Sözlü Savunma toplantısındaki açıklamalar değerlendirilerek, 25 Kasım'da yapılan toplantıda nihai karar alındı.

Karar uyarınca, 9 firmanın “rekabeti kısıtlayıcı eylem” niteliğinde hareket ettiği belirlenirken, bu firmalara 2008 mali yılı sonunda oluşan gayri safi gelirlerinin takdiren yüzde 0,8;i oranında olmak üzere, toplam 27 milyon 568 bin 149,69 lira idari para ceza uygulanması kararlaştırıldı.

Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik uyarınca, Abalıoğlu Yem Soya Tekstil San. AŞ;ye 3 milyon 851 bin 895,19 lira, Banvit Bandırma Vitaminli Yem San. AŞ'ye 5 milyon 82 bin 204,90 lira, Beypi Beypazarı Tarımsal Üretim Paz. San. ve Tic. AŞ'ye 2 milyon 990 bin 852,43 lira, CP Standart Gıda San. ve Tic. AŞ'ye 4 milyon 204 bin 541,59 lira, Erpiliç Entegre Tavukçuluk Üretim Paz. ve Tic. Ltd. Şti.'ne 3 milyon 172 bin 80,82 lira, Keskinoğlu Tavukçuluk ve Damızlık İşlt. San. ve Tic. AŞ'ye 2 milyon 940 bin 910,95 lira, Pak Tavuk Gıda San. ve Tic. AŞ'ye 1 milyon 174 bin 233,50 lira, Şeker Piliç ve Yem San. ve Tic. AŞ'ye 1 milyon 654 bin 773,09 lira, Şenpiliç Gıda Sanayi AŞ'ye 2 milyon 496 bin 657,22 lira tutarında idari para cezası verilmesine oyçokluğu ile karar verildi.

Pak Tavuk Gıda San. ve Tic. AŞ'nin Yönetim Kurulu Başkanı ve BESD-BİR Başkanı Zuhal Daştan'a, Rekabet Kanunu ile Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik uyarınca; ihlalin oluşmasında belirleyici etkisi olması nedeniyle Pak Tavuk Gıda San. ve Tic. AŞ'ye verilen cezanın takdiren yüzde 3;ü oranında olmak üzere ayrıca 35 bin 227 lira idari para cezası uygulanacak.

Böylece, kurul, rekabeti kısıtlayıcı eylemleri nedeniyle sektördeki 9 firmaya toplam 27 milyon 603 bin 376,69 milyon lira ceza uygulamış oldu.

Rekabet Kurumu Başkanlığı, ayrıca, BESD-BİR'e “rekabeti kısıtlayıcı eylemleri kolaylaştırıcı davranışlardan kaçınması gerektiği” yönünde görüş bildirecek.

Kurul, haklarında soruşturma yürütülen diğer teşebbüsler bakımından herhangi bir işlem yapılmasına gerek olmadığına karar verdi.

Kurulun kararı için firmalar Danıştay'a başvurabilecek. Gerekçeli karar daha sonra tebliğ edilecek.

 

http://bigpara.ekolay.net/M3/haber_detay.asp?id=687572

 
 

9/12/2009

KKK-misyon degisikligi hk.

Kara Kuvvetlerimizin üzerindeki en büyük yük kalktı...
Kara Kuvvetlerimizin artık ''Cumhuriyeti koruma kollama''gibi bir misyonu kalmadı.
Umarımki KKK bu icraatla rahatlar ve Dogu-Guneydogudaki terorun uzerine artik daha bir kararlilikla gider...
Dagda baslayan is dagda cozulur!!!
_ _ _ _ _
 
 
 
 
 
AKŞAM | SIYASET | 09 ARALIK 2009, ÇARŞAMBA

Koruma-kollama siteden çıktı

Kara Kuvvetleri Komutanlığı, kendisine 'Cumhuriyeti koruma ve kollama' görevini veren vazifeler metnini, resmi internet sitesinden kaldırdı. Böylece her darbe tartışmasında gündeme gelen kritik cümle artık sitede yok

Darbe girişimi iddiaları, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne 'Cumhuriyeti koruma ve kollama' yetkisi tanıyan İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesinin değiştirilmesine ilişkin tartışmaları alevlendirirken, ilginç bir gelişme yaşandı. Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın (KKK) resmi internet sitesinde, 'Genel Konular' başlığı altında yer alan ve 'Türkiye Cumhuriyeti'nin korunması ve kollanması' ile ilgili görev tanımını da kapsayan bölüm, siteden kaldırıldı.

HANGİ İFADE VARDI?
Söz konusu bölümde, 'Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın vazifesi, TSK'nın bir unsuru olarak, Türk yurdunun ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'nin korunması ve kollanması ile ilgili kendisine verilen görevleri yerine getirmektir' ifadesi de bulunuyordu. Kara Kuvvetleri'nin sitesinde,
1 Aralık'ta yapılan son güncelleme sırasında, 'Genel Konular' başlığı altında yer alan 'Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın Görevi' alt başlıklı bölüm siteden çıkarıldı. Değişikliğin ardından 'Genel Konular' başlıklı sayfada sadece, 'Tarihçe' ve 'Barışı Destekleme Harekatı' ile 'Rütbe ve İşaretler' adlı bölümler kaldı.

İÇ HİZMET KANUNU NE DİYOR?
TSK'nIn 'Cumhuriyeti koruma ve kollama' yetkisi, Anayasa'nın 117'nci maddesi doğrultusunda hazırlanan TSK İç Hizmet Kanunu'da yer alıyor. Çok tartışılan söz konusu kanunun, 'Umumi Vazifeler' başlıklı 35'inci maddesi şöyle:
'Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.'
TSK İç Hizmet Kanunu doğrultusunda hazırlanan TSK İç Hizmet Yönetmeliği'nin 85'inci maddesinde de benzer bir hüküm yer alıyor. 85'inci madde şöyle: 'Vazifesi, Türk yurdu ve Cumhuriyetini içe ve dışa karşı lüzumunda silahla korumak olan, Silahlı Kuvvetlerde her asker kendine düşeni öğrenmeğe ve öğrendiğini öğretmeğe ve icabında son kuvvetini sarf ederek yapmaya mecburdur.'

Barkın ŞIK / ANKARA
 

7/12/2009

kürtler üzerine...

GURMANCLAR KÜRT DEĞİLDİR


Ömer ÖZÜYILMAZ’ın GURMANC VE KÜRTLERİN KÖKENİ adlı kitabı Kürtlerin kökenlerini anlatan yeni ve farklı bir eser. Yeni dönemde içeriği ile kendinden fazlaca ses getirecek gibi görünüyor.

Kürtlerle ilgili;

1- Gürcü kayıtlarında hiçbir bilgi yoktur

2- Resmi Ermeni tarihinde Kürtlerden ilk kez 890 yılında, günümüz İran’nının Kermanşah bölgesi dolayında bahsedilen bir halk olarak bahsedilmiştir.

3- Araplarda mevcut Ekrad kelimesi Kürt anlamında olmayıp, göçebe aşiretleri anlatan bir kavram olduğundan Ekrad Kürt anlamına gelmemektedir. İranlı ve bazı Asyalı aşiretler içinde Ekrad adı kullanılmıştır.

4- Süryani tarihinde Kürtlerin sadece İran topraklarında yaşadığı anlatılmaktadır. (ebul farac tarihi)

5- Diğer bir Ermeni kaynağı olan Urfalı Meteos vaka-i namesinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşayan hiçbir Kürtten bahsedilmezken, İran’da Kürtlerin varlığı anlatılmıştır.

6- Hiçbir Hrıstiyan kaynağında hrıstiyanlığın başlangıcından 8. asra kadar Kürtlerden bilgi yoktur. Kürtlere gönderilen Havarı ya da havarilerin talebesinden bahsedilmemektedir.

7- Hiçbir Yahudi kaynağında Kürtlere gönderilen habercilerden bahsedilmemektedir.


8- Peygamberimizin (S.A.V.) elçilerinden hiç birinin Kürtlere gittiğinden bahis konusu yoktur.

9- Kürt adında bir Sahabe, Tabiin ve Tabe-i tabiinden bahsedilmemektedir.

10- Kürtlerin ilk dini Zerdüşlük denmesine rağmen neden Mardin ve Hakkarideki İranlılardan kalan birkaç yezidi tapınağından başka Elazığ, Malatya, Diyarbakır, Erzurum, Ağrı, Van, Muş, Bitlis, Urfa, Bingöl, Adıyaman illerinde Zerdüşt tapınaklarının kalıntılarına dahi rastlanılmamıştır.

11- Neden Kürtlere ait Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bir tarihi yapıta rastlanmamaktadır. Hiçbir tarihi eserin üzerinde yapanın veya yaptıranan Kürt olduğu anlatılmamaktadır.

12- Neden iddia edildiği gibi hiçbir Kürt şahıs ve kabile adında Medlerden, Urartulardan, Mitannilerden v.b uygarlıklardan kalan kişi adları ve kabile adları yoktur. Hani bunlar Kürtlerin atasıydı, ama İngilizler, Türkler, Çinliler atalarının isimlerini taşımaktadır.

13- Neden 2000 yıllık hiçbir Roma ve Bizans kaynağında Kürt adına rastlanmamaktadır. Ya da Kürt aşireti olarak bilinen bir topluluk adına rastlanmamaktadır. Romalılar ve Bizansızlar bölgeyi yüzlerce yıl yönetmişlerdir,


Madem Kürtler Sivas’tan Basra’ya kadar uzanan coğrafyada yaşayan bir halktır. Neden Hrıstiyan, Müslüman ve Yahudi kaynakları bu halkı anlatmamıştır. Hem de yanı başlarında olmasına rağmen, neden bu kadar büyük topluluğun bir tane dahi tarihi eseri yok. 5. yy dan önce anlatılan hiçbir tarihi olayda Kürt adı kullanılmamıştır.

Yazar eserinde Gurmancları ve Kürtleri iki ayrı millet olarak görmektedir. Eserde Kürtlerin m.s 5 yy da İranlılar tarafından Sint (Afganistan ve kuzey Pakistan arası) ve Keşmir bölgesinden Mezopotamyaya sürgün edildiği Gürcü, İran ve Bizans kaynaklarından alınan bilgileriyle aktarmıştır. Yazara göre Kürtler Kürtler Hun’lara bağlı Asya’da yaşayan bir kavimken Sasani-Akhun savaşlarında kral Firuz tarafından bölgeye getirildiği anlatılmaktadır.

Kitaba göre Kürtler dünya üzerinde Moğolistan, Macaristan, Romanya, Pakistan ve Mezopotamya coğrafyasında yaşamışlardır. Yazar Kürtlerin bu ülkelerde ve coğrafyalarda Kürtlerle ilgili verilere toplayarak okuyuculara aktarmıştır.

Kitapta özellikle siyasal Kürtçülerin temel kaynağı olan Şerefname adlı eseri iyice irdelenmiş ve Kürtlerin kökenleri bu eser üzerinden açıklanmıştır.

Şerefnamede anlatılan hadiseler irdelendiğinde Kürtler ile Türklerin bir çok bağlantısı ortaya çıkartılmıştır. Buna göre;

1-Araplara göre Kürtler lanetlenmiş bir topluluk olup, CİN’lerden türemişlerdir. Yazar bu kaydın aslında yanlış anlaşıldığını, Arap alfabesinde Ç harfi olmadığından, Türklerden öğrendikleri ÇİN kelimesi yerine, kelimenin Arapların mevcut C harfi ile okunduğunu, dolayısı ile Kürtlerin güney Çin, yani Keşmir bölgesinden geldiklerini belgeleri ile açıklıyor.

2-Ünlü Kürt efsanesi olan DEMİRCİ KAWA efsanesinin Türk efsanesi olduğu anlatılmaktadır. Şerenameye göre Kürtler İran kralından kaçarak dağlara sığınmış, burada sayıları artınca, içlerinde KAWA adında bir demircinin Kürtleri ıssız dağlardan kurtardığı ve zalim kral DAHHAK’ı öldürdüğü, bu nedenle her yıl nevruzda ateş üzerinden atlanarak bu hadiselerin kutlandığı söylenmektedir.

Kitaba göre ise Bu hadisede anlatılan kişi BİLGE TONYUKUK’tur. Türk tarihine göre, Türkler zalim Çin prenslerinden kaçıp, dağlara saklanmışlardır. Sonra sayıları artınca, içlerinden biri demirden bir dağı eritmiş, Türkler özgürlüğe kavuşmuş ve Çin kralını öldürerek bağımsızlık elde etmişledir.

Uygurlarda Çin’de yaşayan Türkler için GAVE adı kullanılmıştır. Uygurlarda vezirlerin ünvanı ise DEMİRCİ dir. Büyük Türk veziri Bilge Tonyukuk ise Çinde yetişmiş ve Göktürk devletine vezir olmuştur. Göktürk devletinde Bilge Tonyukukun adı DEMİRCİ GAVE dir.

3-Şerefnamedeki Kürtler ile ilgili diğer bir rivayete göre ise Kürtler Becen ve Boğduz adlı iki atadan türemiştir. Yazara göre burada geçen BECEN adı Türklerin büyük bir boyu olan BECENEK/PEÇENEKLER dir. Yine Oğuznamelere göre Oguz Hanın Peygamber Efendimize (s.a.v.) gönderdiği Türk heyetinin başında yer alan kişinin adı BOĞDUZ dur. Oğuznamelere göre Oğuzhan Arabistan’a gönderdiği Türk heyetin başkanı olarak Kürtlerden Boğduz beyi seçmiştir. Bu durum bile başlı başına Kürt adında bir boyun Orta Asyada Türkler içerisinde var olduğunu göstermektedir.

Yazar Gurmacları ise Kürtlerden ayrı bir topluluk olarak mütalaa etmiştir. Kürtler bölgeye 5. yy da gelirken Gurmancların bölgeye gelişleri Türklerin Müslüman olmasından sonra yanı 8. yydan sonradır. Yazara göre Kürtlerin ana özünü SORAN lar oluşturmakta olup, Gurmanc lehçesi Kürtçeden her yönü ile ayrıdır.

Yazar Türkiye’deki Gurmac aşiretlerinide tetkik etmiş ve birçok aşiretin kökenleri ile ilgili veriler ortaya koymuştur.

Kitaba göbe GUR luk Türklüğün çekirdeğidir. Türkler Gur adıyla ortaya çıkmış ve medeniyetler kurmuşladır. UY-GUR, ON-OGUR, SU-GUR, FİN-OGUR, BUL-GUR (Bulgar), HUN-GUR (Hungar), GUR türk devleti bunlara birkaç örnektir. Gurların Müslüman olanlarına ise GURMANC denmiştir.

Gurmanc dilinde GUR kelimesi KURT demektir. Terör örgütü PKK’nın yayın organlarından Pine ve Azadiye Welat gazetelerinin çıkardıkları Ferhenggoka adındaki Kürtçe sözlükte “Gurmanco” kelimesi “efsanevi bir Kurt” olarak tarif ediliyor. İran-Tahran ve Türkmenistan-Aşkabat arasında Hazar gölünün güneyinde Gurgan adlı bir yer adının Türkçe, “kurtlar ve kurt yeri” manasına gelmesi de Gurmancların Türklüğünü ifade etdiyor. Gurmanc kelimesinin Türkiye’deki kullanımlarından bazıları da Kirmanc ve Kurmanc şeklinde. Kirman, Farsçada kurt adam, kurtlar anlamına geliyor “Gurmanc” kelimesi ise “Gur” ve akabinde aidiyet anlatan “Man“ belirteci ile birleşmesinden meydana geliyor. Alman, Kuman, Kurman, Sayman, Uzman, Kahraman, Karaman, Hayman(a), Danışman, Belletmen, Kocaman, Ayman gibi isimlerde de “man” eki belirteç olarak kullanılıyor.

Kitapta, “Türk” ismine “man” eklenmesi ile oluşan “Türkmen” kelimesinin meydana geldiği gibi, Gur Türklerinin adı olan, “Gur” kelimesinin arkasına “Man” eklenmek suretiyle “Gurman” kelimesi oluşturulmuştur deniliyor. Gurmanclar dünyada sadece oğuzlara mahsus bir dil yapısı olan NÇ sistemini kullanmaktadırlar. Oğuz lehçesinde N ile biten kelimenin hemen ardından Ç sese kullanılmaktadır. Tıpkı GURMANÇ taki gibi, Türkçede ise sevinç, kıvanç, utanç, dilmanc gibi.

GURMANC aşiretlerinin önemli bir çoğunluğu Oğuz kökenli olup, dünyada sadece Oğuzlara mahsus 12 ve 24 lü teşkilat sistemi ile teşkilatlanmışlardır. Artuşi, İzol, Dersim, Batkan, Karakeçi, Akkeçi, Tırkan, Sincar, Tatar, Celali, Hormek ve Varto aşiretleri bunlara birkaç örnektir.

Siyasal Kürtçülerin sembol haline getirdikleri sarı, kırsızı ve yeşil rengin aslında Selçuklu devletinin sembolü olduğu, Selçukluların tüm bayrak ve sancaklarının bu renkleri taşıdığı vurgulanmaktadır.

Yazara göre Gurmanc lehçesinde var olup, İstanbul Türkçesinde olmayan ve eski Türklere ait en az 400 kadar kelime vardır. Bu sayı iyi bir araştırma ile daha da artacaktır. Gurmanc lehçesi Osmanlıcanın değişik bir versiyonu olup, değişen Türkiye Türkçesi bu açıdan farklılık göstermektedir.. Doğu ve güneydoğuda yaşatılan ve eski Türklere ait bir çok örf ve adet bu aşiretlerde halen yaşatılırken ülkemizin batı bölgelerinde bir çoğu unutulmuştur..

Kitapta Rişvan aşireti ve Mardin kenti detaylı bir irdelenerek buraların kökeni hakkında değerli veriler sunulmuştur.